İnsan hayatının asıl amacı
Frankl'ın burada yaptığı temel ayrım, "kendim için ne elde edebilirim" sorusu ile "hayat benden ne istiyor" sorusu arasındadır.
-
İnsan sürekli olarak
- mutlu olmak
- haz almak
- kendini gerçekleştirmek
- rahatlamak
- kendini tatmin etmek
- iyi hissetmek
peşinde koşarsa, paradoksal biçimde bunlara ulaşmak zorlaşabilir.
-
Buna karşılık insan
- anlamlı bir işe
- bir sorumluluğa
- sevdiği bir insana
- bir ideale
- bir göreve
- kendisinden daha büyük bir amaca
yöneldiğinde, mutluluk ve tatmin çoğu zaman sonuç olarak ortaya çıkar.
Frankl'ın düşüncesinde önemli olan yönelimdir.
Kişisel tatmin nedir?
Kişisel tatmin, kişinin kendi ihtiyaçlarının, arzularının veya beklentilerinin karşılanması sonucunda duyduğu doyumdur.
Örneğin
- "İyi bir kariyer yaparsam kendimi başarılı hissederim."
- "Çok para kazanırsam rahatlarım."
- "İnsanlar beni takdir ederse değerli olduğumu hissederim."
- "Mutlu bir ilişkim olursa hayatım tamamlanmış olur."
- "Kendimi tamamen gerçekleştirirsem huzura kavuşurum."
Bunların hepsi kişinin dikkatini kendi durumuna yöneltir.
Frankl'ın eleştirisi burada başlıyor.
Kişisel tatminin insan hayatındaki yerini tamamen reddetmiyor. Asıl itiraz ettiği şey, kişisel tatminin hayatın nihai amacı haline getirilmesi.
"Kişisel tatmin hayatın nihai amacı olamaz" ne demek?
Frankl'a göre insanın amacı
"Mutlu olmak"
şeklinde kurulursa ortaya bir sorun çıkar.
Çünkü mutluluk doğrudan elde edilmeye çalışıldığında kişi sürekli kendi iç durumunu kontrol etmeye başlar.
Örneğin
- "Şu anda mutlu muyum?"
- "Neden yeterince mutlu değilim?"
- "Kendimi neden iyi hissetmiyorum?"
- "Hayatım neden istediğim kadar güzel değil?"
- "Nasıl daha fazla haz alabilirim?"
Kişi böyle düşündükçe dikkatini yaptığı işten veya yaşadığı ilişkiden çekip kendisinin nasıl hissettiğine yöneltir.
Bu da paradoksal bir durum yaratabilir.
Basit örnek
Bir öğrenci sınava hazırlanıyor.
Birinci yaklaşım
"Çalışacağım çünkü öğrenmek istediğim bir alan var ve gelecekte insanlara faydalı olmak istiyorum."
İkinci yaklaşım
"Çalışmalıyım çünkü başarılı olduğumu hissedersem mutlu olacağım."
İkinci durumda öğrenci sürekli kendi duygusunu ölçmeye başlayabilir.
"Bugün yeterince motive oldum mu?"
"Çalışırken mutlu muyum?"
"Başarılı olacak mıyım?"
Böylece asıl faaliyet olan öğrenme, kişinin kendi psikolojik durumunu izleme çabasının gölgesinde kalabilir.
Mutluluk neden doğrudan hedef olmamalı?
Mutluluğu doğrudan hedeflediğimizde mutluluk bizden uzaklaşabilir.
Bunu günlük hayattan anlayabiliriz.
Diyelim ki biri uyumaya çalışıyor.
"Şimdi kesinlikle uyumalıyım."
"Uyuyabiliyor muyum?"
"Kaç dakika geçti?"
"Yarın erken kalkacağım."
"Niye hâlâ uyuyamadım?"
Kişi uykuya ulaşmak için kendisini ne kadar zorlarsa, zihinsel uyarılma o kadar artabilir.
Burada amaç olan uyku, doğrudan zorlamayla daha kolay gelmez.
Mutlulukta da benzer bir mekanizma bulunabilir.
Mutluluk, onu doğrudan kovalamaktan çok anlamlı bir yaşamın yan ürünü olduğunda daha doğal biçimde ortaya çıkabilir.
"Mutluluk arayışı kendisiyle çelişebilir" düşüncesi
Metindeki çok önemli ifadelerden biri bu.
Frankl'ın düşüncesini şöyle formüle edebiliriz
Mutluluk için ne kadar uğraşırsam, mutluluğumu o kadar fazla gözlemlemeye başlarım.
Bu da kişiyi kendisine kilitleyebilir.
Örnek
Bir insan arkadaşlarıyla yemek yiyor.
Normal durumda
"Arkadaşlarımla güzel vakit geçiriyorum."
Burada dikkati arkadaşlarındadır.
Fakat kişi mutluluğu bir hedef haline getirirse
"Şu an eğleniyor muyum?"
"Daha mutlu hissetmem gerekmez mi?"
"Bu akşam hayatımın en güzel akşamlarından biri olmalı."
diye düşünmeye başlayabilir.
Dikkat artık arkadaşlık ilişkisinden kişinin kendi duygusal durumuna kayar.
Frankl'ın eleştirdiği şey tam olarak bu tür aşırı öz-odaklanmadır.
Haz kavramı
az, kişinin hoş ve zevk verici deneyimlere yönelmesini ifade eder.
Haz örnekleri
- lezzetli yemek
- cinsel haz
- eğlence
- para harcama
- rahatlık
- övgü
- başarı hissi
- fiziksel konfor
- eğlenceli aktiviteler
Haz insan yaşamının doğal bir parçasıdır.
Frankl'ın eleştirisi "haz kötüdür" şeklinde değildir.
Sorun şu noktada ortaya çıkar
Haz yaşamın amacı haline geldiğinde insanın hayatla kurduğu ilişki daralabilir.
Hedonizm nedir?
Hedonizm, kabaca haz ve zevki yaşamın temel değerlerinden veya temel amaçlarından biri olarak gören düşüncedir.
Metinde hedonizm, insanın arzularının tatmin edilmesine ve hazza yönelmesi bağlamında ele alınıyor.
Hedonistik yaşam anlayışına basitleştirilmiş örnek
"Hayatın amacı mümkün olduğunca çok zevk almak ve mümkün olduğunca az acı çekmektir."
Frankl'ın buna yönelik itirazı şu
Eğer kişi hayatını sürekli haz elde etmeye göre düzenlerse, hayatındaki anlam boyutu geri plana düşebilir.
Örneğin
Bir doktor
"Bu meslek bana anlamlı geliyor. İnsanlara yardım etmek istiyorum."
yerine
"Bu meslek bana en fazla para, statü ve rahatlığı sağlayacak."
diye düşünmeye başlarsa, mesleğin anlam boyutu ikinci plana düşebilir.
Stoacılık nedir?
Stoacılık, antik Yunan ve Roma kökenli bir felsefi gelenektir.
Stoacı düşüncede insanın kontrol edebildiği şeylere odaklanması, kontrol edemediği şeylere karşı daha dengeli bir tutum geliştirmesi önemlidir.
Örneğin
- Başkalarının seni sevip sevmemesi tamamen kontrolünde değildir.
- Havanın nasıl olacağı kontrolünde değildir.
- Başkalarının davranışları kontrolünde değildir.
- Kendi tutumun ve verdiğin tepkiler ise belli ölçülerde kontrolündedir.
Frankl'ın metinde stoacılığa değinmesi, haz arayışı ile iç huzuru arayışının aynı kişinin zihninde birlikte bulunabileceğini göstermek içindir.
Metindeki düşünce kabaca şudur
İnsan hem haz almak isteyebilir hem de acılara karşı stoacı biçimde dayanıklı olmak isteyebilir.
Burada sorun ortaya çıkar.
Kişi bir taraftan "Hiçbir şey beni sarsmamalı" derken diğer taraftan "Sürekli haz ve mutluluk yaşamalıyım" diyebilir.
Ataraksia nedir?
Metinde geçen önemli kavramlardan biri ataraksia.
Ataraksia, Antik Yunan felsefesinde ruhsal sükûnet, zihinsel dinginlik, sarsılmazlık anlamlarında kullanılan bir kavramdır.
Kısaca
İç huzuru ve zihinsel sakinlik
olarak düşünebiliriz.
Frankl'ın söylediği önemli şeylerden biri şu
Ataraksia ve hayattan keyif almak hedef değil, sonuç olabilir.
Yani insan
"Hayatımın amacı huzurlu olmak."
diye yaşamak yerine,
"Anlamlı bir şey yapıyorum ve sorumluluklarımı yerine getiriyorum."
diye yaşayabilir.
Bunun sonucunda iç huzuru ortaya çıkabilir.
"Haz için çabaladıkça hazdan kaçınmak" nasıl mümkün oluyor?
Bu ilk bakışta oldukça paradoksal.
Metindeki cinsel haz örneği özellikle dikkat çekici.
Frankl'ın mantığını basitleştirirsek
Bir şeyi doğal biçimde yaşamak ile onu zorla elde etmeye çalışmak aynı şey değildir.
Örneğin cinsel yaşamda kişi
"Mutlaka haz almalıyım."
şeklinde kendisini izlemeye ve zorlamaya başladığında, doğal deneyimin içine performans baskısı girebilir.
Böylece kişi tam olarak ulaşmaya çalıştığı deneyimin önüne psikolojik bir engel koyabilir.
Bu mantık yalnızca cinsellik için geçerli değildir.
Benzer durumlar
- uyku
- mutluluk
- özgüven
- rahatlama
- yaratıcılık
- sosyal beceri
- performans
gibi alanlarda da görülebilir.
Aşırı kendine odaklanma
İkinci sayfadaki düşüncenin merkezinde öz-odaklanma var.
Kişi sürekli kendisini gözlemlemeye başladığında
- Nasıl hissediyorum?
- Başarılı mıyım?
- Mutlu muyum?
- Yeterli miyim?
- İnsanlar beni beğeniyor mu?
- Kendimi gerçekleştirdim mi?
- Hayatım istediğim gibi mi?
gibi soruların içinde kaybolabilir.
Frankl'a göre insanın dikkatini yalnızca kendisine yöneltmesi, yaşamın dışındaki gerçek görevlere karşı körleşmesine yol açabilir.
Frankl'ın "dış dünyadaki anlam" vurgusu
Frankl'a göre insanın hayatında anlam çoğu zaman kendisinin dışında bulunur.
Örneğin
- Bir çocuğun yetiştirilmesi
- Bir hastaya yardım etmek
- Bilimsel araştırma yapmak
- Bir sanat eseri üretmek
- Bir topluma katkıda bulunmak
- Bir dostun yanında olmak
- Bir görevi hakkıyla yerine getirmek
- Bir problemi çözmek
- Sevdiği bir insan için fedakârlık yapmak
Bunların ortak noktası şudur
Dikkat kişinin kendisinden dışarıya yönelir.
"İnsan kendini gerçekleştirmeye çalışmamalıdır" mı?
Frankl, insanın gelişmesine karşı çıkmıyor.
"Kendini geliştirme" ile "kendini sürekli hedef haline getirme" arasında ayrım yapıyor.
Birinci yaklaşım
"Kendimi geliştireceğim çünkü yapmak istediğim anlamlı bir iş var."
Burada kişinin gelişimi, dışarıdaki anlamlı göreve hizmet ediyor.
İkinci yaklaşım
"Kendimi geliştirmeliyim çünkü mükemmel bir insan olduğumu hissetmek istiyorum."
Burada kişi yeniden kendisini hedef haline getiriyor.
Frankl'ın eleştirisi daha çok ikinci yaklaşıma yöneliyor.
Kendini gerçekleştirme neden sonuç olabilir?
Anlamlı yönelim → sorumluluk → eylem → değer üretme → kişisel tatmin
Kişi doğrudan son basamağa atlamaya çalışırsa sorun çıkabilir.
Kişisel tatmin → mutluluk → huzur
şeklinde bir hayat projesi kurmak Frankl'a göre ters yönde ilerlemektir.
Örnek
Bir öğretmen
"Ben kendimi gerçekleştirmek istiyorum."
diye sürekli kendi gelişimine odaklanabilir.
Alternatif olarak
"Öğrencilerimin öğrenmesine yardımcı olmak istiyorum."
diyebilir.
İkinci durumda öğretmenin
- mesleki gelişimi
- başarı hissi
- özgüveni
- tatmini
- mutluluğu
çoğu zaman yaptığı işin sonucu olarak ortaya çıkabilir.
"Anlamı tatmin etmek" ne demek?
Metinde geçen "anlamı tatmin etmek" ifadesi oldukça önemli.
Frankl'a göre insanın temel ihtiyacı sadece
"Ben ne istiyorum?"
değildir.
Bunun yanında
"Hayat benden ne istiyor?"
sorusu vardır.
Buradaki "anlam", kişinin kendi kafasında icat ettiği bir slogan olmak zorunda değildir.
Belirli bir durumda yapılması gereken anlamlı iş olabilir.
Örnek
Yaşlı bir anne babanın bakımına ihtiyaç var.
Kişi
"Ben şu anda kendimi gerçekleştirmek istiyorum."
diyebilir.
Frankl'ın yaklaşımı ise kişinin mevcut durumdaki sorumluluğunu görmesini ister.
"Şu anda hayatın benden istediği şey nedir?"
Belki cevap
ona bakım vermek ve yanında olmak olacaktır.
Bu faaliyet kişisel tatmin arayışıyla yapılmayabilir.
Sonrasında kişi büyük bir anlam ve tatmin duygusu yaşayabilir.
"Değeri gerçekleştirmek" ne demek?
Frankl'ın düşüncesinde yalnızca anlamı bulmak değil, değeri gerçekleştirmek de önemlidir.
Bunu üç şekilde düşünebiliriz.
Üretmek
Bir şey ortaya koymak.
Örnek
- kitap yazmak
- çocuk yetiştirmek
- araştırma yapmak
- iş üretmek
- sanat yapmak
Deneyimlemek
Dünyadan ve insanlardan değerli bir şey almak.
Örnek
- bir insanı sevmek
- doğayı deneyimlemek
- müzik dinlemek
- bir dostluğu yaşamak
Tutum almak
Değiştirilemeyen bir durum karşısında nasıl davranacağını seçmek.
Örneğin ağır bir kayıp yaşamış bir insan geçmişi değiştiremez.
Yine de yaşadığı duruma karşı
- onurlu
- sorumlu
- sevgi dolu
- dayanıklı
bir tutum geliştirebilir.
Bu üçüncü alan Frankl'ın düşüncesinde özellikle önemlidir.
Logoterapi nedir?
Logoterapi, Viktor Frankl'ın geliştirdiği psikoterapi yaklaşımıdır.
"Logos" burada anlam fikriyle ilişkilidir.
Dolayısıyla logoterapiyi kabaca
Anlam merkezli psikoterapi
olarak düşünebiliriz.
Frankl'ın temel görüşlerinden biri şudur
İnsan hayatında anlam arayan bir varlıktır.
Bu nedenle psikolojik problemlerin bazıları yalnızca
"Kendimi nasıl daha iyi hissederim?"
sorusu üzerinden ele alınmamalıdır.
Şu sorular da önemlidir
- "Hayatımda anlamlı olan nedir?"
- "Benim için sorumluluk doğuran şey nedir?"
- "Şu anda hayat benden ne istiyor?"
- "Neye hizmet ediyorum?"
- "Kime veya neye karşı sorumluyum?"
"Anlam istemci" ile "haz istemci" arasındaki fark
Metin burada Freud ve Frankl arasında önemli bir karşılaştırmaya gidiyor.
Freud'un psikolojik düşüncesinde haz ilkesi önemli bir kavramdır.
Basitleştirirsek
İnsan hoş olanı arar, acı verenden kaçınır.
Frankl ise insan motivasyonunu yalnızca haz üzerinden açıklamanın yetersiz olduğunu düşünür.
Ona göre insan
hazdan daha güçlü biçimde anlam arayabilir.
Örnek
Bir anne çocuğu için gece boyunca uykusuz kalıyor.
Bu davranışın doğrudan haz açısından açıklanması zordur.
Anne
- yoruluyor
- uykusuz kalıyor
- fiziksel olarak zorlanıyor
Yine de bunu yapıyor.
Neden?
Çünkü davranışın arkasında anlam ve sorumluluk bulunabilir.
Bu örnek Frankl'ın düşüncesini oldukça iyi gösterir.
Anlam istemci nedir?
Frankl'ın "anlam istemci" dediği şey, insanın hayatında anlam bulma ve anlam gerçekleştirme yönündeki temel eğilimidir.
Kişi
"Nasıl daha fazla haz alırım?"
yerine
"Hayatımı anlamlı kılacak şey nedir?"
diye sorar.
Bu iki soru birbirinden çok farklıdır.
Haz merkezli soru
"Bana ne iyi gelir?"
Anlam merkezli soru
"Ben neye hizmet edebilirim?"
Haz merkezli soru
"Nasıl mutlu olurum?"
Anlam merkezli soru
"Neye değer veriyorum ve bunun için ne yapmalıyım?"
Metindeki "bumerang" benzetmesi
Frankl çok güzel bir analoji kullanıyor.
Bumerang, hedefini ıskaladığında geri döner.
Buradaki fikir şu
İnsan kendisine aşırı biçimde odaklandığında, aslında yaşamın esas hedefini ıskalamış olabilir.
Kişinin kendisine dönmesi, hedefi bulduğu anlamına gelmez.
Tam tersine hedef kaçırıldığında kişi kendisine daha fazla dönebilir.
Örnek
Bir insan toplum için önemli bir proje yapıyor.
Normalde dikkati
"Bu projeyi nasıl başarılı yaparım?"
sorusundadır.
Fakat bir noktada
"İnsanlar beni takdir ediyor mu?"
"Ben yeterince başarılı mıyım?"
"Benim performansım nasıl?"
diye düşünmeye başlıyor.
Dikkati görevden kendisine dönüyor.
Frankl'ın "bumerang" benzetmesi bu dönüşü anlatıyor.
Nevrotik varoluş ne demek?
Metinde "nevrotik varoluş" ifadesi kullanılıyor.
Buradaki "nevrotik" kelimesini günlük dildeki "sinirli insan" anlamında düşünmemek gerekir.
Frankl'ın tartıştığı bağlamda nevrotik varoluş, kişinin yaşamla kurduğu ilişkide aşırı kaygı, çatışma, kendine odaklanma veya anlam sorunları gibi durumları ifade eden psikolojik bir çerçevedir.
Metindeki ana düşünce şu
İnsan, hayatın anlamlı görevlerine yönelmekte zorlandığında kendi durumuna aşırı biçimde odaklanabilir.
Dolayısıyla
dış dünyaya yönelim zayıflar → kişi kendisini daha fazla izler → kendi durumuna takılır → psikolojik sorun daha görünür hale gelebilir.
"Birincil nesnel yönelim" ne demek?
Bu ifade biraz akademik.
Basitleştirirsek
İnsanın kendisinden başka bir şeye yönelmesi demektir.
Örneğin
- Bir bilim insanının gerçeği araştırması
- Bir doktorun hastasını iyileştirmeye çalışması
- Bir sanatçının eser üretmesi
- Bir öğretmenin öğrencisine bir şey öğretmesi
- Bir ebeveynin çocuğuyla ilgilenmesi
- Bir insanın sevdiği kişiye kendisini adaması
Burada kişi sürekli kendisini düşünmüyor.
Bir nesneye, kişiye, göreve veya değere yöneliyor.
Frankl'ın düşüncesinde sağlıklı insan yaşamının önemli özelliklerinden biri bu dışa yönelimdir.
"Kendi durumuna olan ilgi" neden problem olabilir?
Kendimizi değerlendirmemiz elbette gereklidir.
Sorun bunun tek ve temel yönelim haline gelmesi.
Örneğin
"İşimde hata yaptım, bunu nasıl düzeltebilirim?"
sağlıklı bir öz değerlendirme olabilir.
Şu ise daha sorunlu bir döngü yaratabilir
"Ben neden hata yaptım?"
"Bu hata benim değerimi gösteriyor mu?"
"İnsanlar beni başarısız görüyor mu?"
"Ben yeterince iyi miyim?"
"Neden kendimi yeterli hissetmiyorum?"
İlk durumda dikkat probleme ve çözüme yöneliyor.
İkinci durumda dikkat kişinin kendisine kilitleniyor.
Mükemmeliyetçilik örneği
Metinde mükemmeliyetçilik de geçiyor.
Mükemmeliyetçilik burada kişinin
"Yaptığım şey mümkün olduğunca iyi olmalı."
demesinden daha fazlasını ifade ediyor.
Sorun şu noktada başlıyor
"Mükemmel olmazsam değerli değilim."
Böyle bir durumda kişi yaptığı işe değil, sürekli kendi performansına odaklanabilir.
Örnek
Bir yazar kitap yazıyor.
Sağlıklı yönelim
"Okuyucuya değerli bir fikir sunmak istiyorum."
Aşırı öz-odaklı yönelim
"Kitabım mükemmel olmalı. İnsanlar beni çok başarılı bulmalı. Yeterince iyi olduğumu kanıtlamalıyım."
İkinci durumda yazma eylemi, anlamlı bir üretim olmaktan çıkıp kişinin kendi değerini kanıtlama aracına dönüşebilir.
Riyakârlık örneği neden kullanılıyor?
Metinde riyakârlık ifadesi de bulunuyor.
Riyakârlık, kişinin gerçek niyeti ile dışarıya gösterdiği tutumun birbirinden farklı olmasıdır.
Frankl bunu burada insanın iyi bir vicdana sahip olma isteği bağlamında kullanıyor.
İnsan
"İyi bir insan olmak istiyorum."
diyebilir.
Bu, anlamlı bir değer yönelimi olabilir.
Fakat
"İyi insan olduğumu hissetmek ve insanların beni iyi biri olarak görmesini sağlamak istiyorum."
şeklinde değiştiğinde dikkat yeniden kişinin kendisine döner.
Dolayısıyla
iyi olmak ile
iyi biri olduğumu hissetmek aynı şey değildir.
Bu ayrım metnin tamamında tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.
Kendini gerçekleştirme ile anlam arasındaki fark
Bu metni anlamanın en önemli noktalarından biri bu.
Kendini gerçekleştirme
"Ben potansiyelimi nasıl gerçekleştirebilirim?"
Anlam
"Benim potansiyelim hangi değerli şey için kullanılabilir?"
İlk soru kişiye dönük.
İkinci soru kişinin dışına yöneliyor.
Örnek
Bir kişinin çok iyi matematik yeteneği var.
Kendini gerçekleştirme yaklaşımı
"Matematikte mümkün olan en yüksek seviyeye çıkmak istiyorum."
Anlam yaklaşımı
"Matematik yeteneğimi insanlara faydalı olacak bir problem çözmek için nasıl kullanabilirim?"
Frankl'ın öncelik verdiği ikinci bakış açısıdır.
Çok önemli bir ayrım
Metni yanlış anlayıp
"Mutluluk kötü."
"Haz kötü."
"Kendini geliştirmek gereksiz."
"Kişisel ihtiyaçlarımız önemsiz."
sonucuna varmamak gerekir.
Frankl'ın asıl iddiası daha incelikli.
Mutluluk amaç olarak kovalandığında paradoksal biçimde kaybolabilir.
Haz yaşamın tek amacı haline geldiğinde anlam geri plana itilebilir.
Kendini gerçekleştirme doğrudan hedef haline geldiğinde kişi kendisine aşırı odaklanabilir.
Buna karşılık
anlamlı bir hayat → anlamlı faaliyet → sorumluluk → değer gerçekleştirme → kişisel tatmin ve huzur
şeklinde bir süreç ortaya çıkabilir.
Günlük hayattan kapsamlı örnek
Bir üniversite öğrencisi düşünelim.
Aşama 1
Öğrenci
"Mezun olunca çok para kazanacağım."
diyor.
Burada temel motivasyon dışsal ödül.
Aşama 2
"Çok para kazanırsam kendimi başarılı hissedeceğim."
Burada kişisel tatmin devreye giriyor.
Aşama 3
"Kendimi başarılı hissetmek için sürekli daha fazla çalışmalıyım."
Kişi artık kendi durumunu izlemeye başlıyor.
Aşama 4
"Neden hâlâ yeterince başarılı hissetmiyorum?"
Burada paradoks ortaya çıkıyor.
Çünkü başarı arttıkça kişinin standardı da artabilir.
Alternatif Franklcı yaklaşım
Öğrenci şöyle düşünebilir
"Bu alanda iyi bir uzman olup insanların gerçek problemlerini çözmek istiyorum."
Burada dikkat kendisinden dışarı çıkıyor.
Öğrenci çalışıyor.
Bilgi kazanıyor.
Bir şey üretiyor.
İnsanlara katkı sağlıyor.
Bunun sonucunda
- özgüven
- tatmin
- huzur
- başarı duygusu
ortaya çıkabilir.
Yani bunlar amaçtan ziyade sonuç haline gelir.
Sevgi örneği
Frankl'ın düşüncesini anlamak için sevgi çok güzel bir örnektir.
Bir insan
"Beni mutlu edecek birini bulmalıyım."
diye ilişki ararsa, karşısındaki insanı kendi mutluluğunun aracı haline getirme riski taşır.
Başka bir yaklaşım
"Bu insanı gerçekten tanımak, anlamak ve onun iyiliğine katkıda bulunmak istiyorum."
şeklindedir.
İkinci durumda kişi kendisinden dışarıya yönelmiştir.
İlginç biçimde sevgi ilişkisinden aldığı mutluluk da daha doğal olabilir.
Meslek örneği
Bir doktoru ele alalım.
Kişisel tatmin merkezli
"Doktor olursam prestijli olurum."
Haz merkezli
"Doktor olursam çok para kazanırım."
Kendini gerçekleştirme merkezli
"Doktor olarak potansiyelimin tamamını gerçekleştirmek istiyorum."
Anlam merkezli
"İnsanların sağlıklarına kavuşmasına yardımcı olmak istiyorum."
Dördüncü yaklaşımda doktorun
- başarı
- saygınlık
- kişisel tatmin
- mesleki doyum
elde etmesi mümkündür.
Bunlar onun doğrudan kovalamadığı, yaptığı anlamlı işin sonuçları olabilir.
Acı ve anlam ilişkisi
Frankl'ın düşüncesinin önemli bir boyutu da şudur
Anlam yalnızca rahat ve mutlu zamanlarda bulunmaz.
İnsan bazen değiştiremeyeceği bir durumla karşılaşabilir.
Örneğin
- kayıp
- hastalık
- başarısızlık
- yaşlılık
- ayrılık
- zorunlu kısıtlamalar
gibi durumlarda kişi koşulları her zaman değiştiremez.
Burada anlam, olayın kendisinde değil, kişinin kaçınılmaz durum karşısındaki tutumunda ortaya çıkabilir.
Örneğin
"Bu başıma geldiği için mutluyum."
demek gerekmez.
Daha farklı bir soru sorulabilir
"Bu değiştirilemez durum karşısında nasıl bir insan olacağım?"
Bu Frankl'ın düşüncesinin çok güçlü taraflarından biridir.
Metni tek cümlede özetlersek
İnsan mutluluğu, hazzı ve kendini gerçekleştirmeyi doğrudan kovalamak yerine anlamlı bir kişiye, göreve, değere veya amaca yöneldiğinde, kişisel tatmin ve iç huzur çoğu zaman bu yönelimin doğal sonucu olarak ortaya çıkar.
"Kendimi mutlu etmeye çalıştıkça mutsuz olabilirim."
Çünkü kişi sürekli kendisini izler.
Mutlu muyum?
Yeterince iyi miyim?
Tatmin oldum mu?
Kendimi gerçekleştirdim mi?
Hayattan yeterince zevk alıyor muyum?
Bu soruların hepsi kişiyi tekrar tekrar kendisine döndürür.
Frankl ise dikkatin dışarıya çevrilmesini öneriyor.
Ne yapmam gerekiyor?
Kimin için önemli olabilirim?
Hangi değeri gerçekleştirebilirim?
Şu anda hayat benden ne istiyor?
Bu sorular kişinin dikkatini kendisinden dışarıya, hayata ve anlama yöneltir.